Sana Layık Değilim: Bir Sevda Hikâyesi
![]() |
Sadri Alışık: Gönül Davası Üzerine
''Birgün Ali Efendi dayı çağırıyor dediler, bizim pederle silah arkadaşı. Beni de tanır, sever yani sizden iyi olmasın. Kızı Türkan acele Ankara’ya gidecekmiş bu imtihan davasına. Türkan dediğimi de çocukken tanırım yani. Bak hele dedim ya ne çabuk geçiyor zaman. Sana emanet dedi Ali Efendi dayı. Ya lafı mı olur emanet kız tabi ya. Lan bir de baktım Türkan. Abi ay parçası gibi. Yani nutkum tutuldu böyle. Hani heykel olmuşum heykel. Ev eşyası gibi kalmışım. Kız yahu sen bu kadardın dedik demedik atladık arabaya. İki laf ettik, baktım ağzından bal akıyor. Yav yok böyle şey be. Hani o yolları, o Bolu dağlarını geçtik mi uçtuk mu? Nah nimete kör bakayım hatırlamıyorum hah. Yav beş saatte gelmişim Ankara’ya diyorum. Sonra kız emanet ya, gece attım iskemleyi kapısının önüne.İki paket de cigara, sabaha kadar oturduk. Ertesi gün verdi imtihanı, atladı arabaya.
“Ne oluyorsun?” dedi Ekrem. Hiç dedim ama ısrar etse de anlatsam diye içim gidiyor. Sonra baktım üstelemedi, ben kendiliğimden döküldüm. Yani ihtiyaç abi anlarsın. “Bana bak.” dedi Ekrem. “Sen kim o kim? Babasının yanında yirmi tane Osman çalışıyor.” dedi. “Kapısının önünde on kişi nöbette.” dedi. Ben de onbirinci olurum dedim, yattım nöbete iyi mi? Evden adımını atıyor atmıyor dışarı, şaaaaak açıyorum arabanın kapısını. Önce ıh mıh etti ama sonrasında alıştı hah. Beni görür görmez yani böyle ışık ışık parlıyor gözleri. Abi öl desin öleyim ya anlatılmaz ki ya anlatılmaz ki. Efendilik, güzellik, nezaket, alçak gönüllülük. Ya kağıt helvası yiyiyor abi. Var mı böyle bir şey be. Ne istersen onda hah. Ali Efendi dayıya bahsetmiş benden bir gün. Babam seninle görüşmek istiyor dedi. Böyle kalbim ayağımın dibine yuvarlandı, ölüyorum zannettim. İster misin dedim. Hani olacak şey değil ama. Ne demişler; “Ümit fakirin ekmeği, ye Mehmet ye.” Böyle çarpa çarpa ettik sabaha. Şak damladım oraya. Ondan sonracığıma böyle baktı baktı. Sonra çıkardı otuz bin lira attı önüme. “Araba al kendine.” dedi. “Yavaş yavaş ödersin bana emi.” Yav ben onun arabasında değilim. Kapıldım mı bir ümide. Beni beğendi diyorum Allah’ım. Yani bir ara kapansam ayağına. Ölüyorum desem ölüyorum Türkan’a be. Yav acıyın bana bütün ömrümü desem. Onu mesut etmekle, çalışmakla, sevmekle desem. Yani böyle Allah be!
“Hadi be!” dedi Ekrem. “Bakalım kız seni ister mi?” Ama ben kafama koydum açılacağım kıza. Geçtim aynanın önüne abi, saatlerce talim ediyorum. Bütün fiyakalı lafları yazmışım romanlardan. Hani Nerime Kadir, Mahmut Mesat Bozkurt. Hepsini ezberlemişim. Tam gidicem geldi mi askerden bir celp. Ne o bilmem kırkbeş günlük tekamül kursu varmış. Kurs takar mı aşkı maşkı. Hadi ben ceyt askeriyeye. Arabayı bıraktım Ekrem’e, oğlum göz kulak ol şuna dedim ama tam aldım bavulu Ali Efendi çağırıyor diye haber geldi. Tabi ben e ne yapayım, çaresiz Ekrem’i götürdüm. Kardeşimdir dedim, ben ne isem o da odur dedim. Namusludur dedim. Ee tabi biz böyle vasiyet edince yani kardeşim falan deyince akan sular durdu tabi. Fakat abi asker ocağında vakit nasıl geçti, ne oldu bilmiyorum. Hatırlarsam ölümü öpeyim yani yaşıyor muyum yaşamıyor muyum, ne oluyor ne bitiyor bilmiyorum abi. Sonra bir üst teğmenimiz vardı, yani sizden iyi olmasın erkek mi erkek yani. Bir gün böyle dalıp gitmişim elimde de Türkan’ın resmi. Üstteğmen geldi, resmi aldı elimden. Böyle baktı baktı. Surat falan bir tuhaf oldu çocuk. Böyle durdu durdu, sonra dedi ki bana; “Oğlum” dedi “Erkek adam ağlar mı be ağlar mı erkek adam.” Ben de tabi üstteğmenim dedim. Ağlar da sızlarda bu ne davadır bilirsin dedim. Tabi o çocuk da bir kalp taşıyor yani. Resmi verdi, kendi gitti benim askerlik de bitti zaten. Tak ben hemen kahveye. Merhaba, Ekrem nerde filan dedim. Herkes kendi dalgasında. Yav Ekrem, yoksa dedim arabaya mı bir şey oldu? Yoksa Ekrem’e mi bir şey oldu? “Valla bir şey yok abi.” dediler. Yani uğramaz oldu dedi kahveci iyi mi? Baktım pis Ferudun kıs kıs gülüyor. “Ulan sen herşeyi biliyorsun!” dedim yakıştım yakasına. Arkadan birisi dur dedi elime bir davetiye sıkıştırdı. “Oğlumuz Ekrem Gürbüz ile kızımız Türkan Selman’ın bilmem ne tarihinde Kasımpaşa düğün-aile salonunda nişan. Nişan? Birden buğulandı etrafım, hiçbir şey göremez oldum. Sesler, şekiller karıştı. Su serpmişler suratıma. Böyle kahvecinin otomobilin anahtarını uzattığını gördüm "Ekrem bırakıp gitti” dedi. Hiçbir şey söylemedi mi dedim. Söylememiş, sadece çekmiş gitmiş





Yorumlar
Yorum Gönder